Şimdi Muhasebe ve İnşa Zamanı

 Vuslat TV, - Muhasebe ve İnşa Üzerine - Değerlendirmeler

Bu İçeriği Paylaş:

 Şimdi Muhasebe ve İnşa Zamanı

Siyasi hareket, İslam ruhunun bir ifadesidir (M. İkbal).

Daha önceki bir yazımızda, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı makamlarında yaşanan değişime atfen “Tarihimizin özellikle son yüz yıllık dönemi içinde İslamcı kesimin çıkarabildiği en güçlü siyasi figür ile en güçlü entelektüel figür, biri Cumhurbaşkanı diğeri Başbakan olarak bir araya geldi” şeklinde bir tespitte bulunmuştuk. Gerçekten de bu süreç hem ülkemiz hem de dindar kesim açısından önemli bir deneme olacaktır. Ak Parti, yeni bir muhasebe ve inşa süreci adına ne yapacaksa tam da bu dönemde yapmalıdır. Nasıl bir ülke, nasıl bir gelecek, nasıl bir yönetim, nasıl bir anayasa, nasıl bir tasavvur ve nasıl bir medeniyet? vb. sorular bu dönemde karşılık bulmalıdır.  

Ak Parti bugüne kadar önemli başarılara imza attı. Son 10 yılda sivil asker bürokrasi ve paralel yapıdan kaynaklanan vesayetçi yaklaşımların tasfiyesine; Türkiye`nin kendi potansiyeli, tarihi ve kültürüyle buluşmasına ve toplum ile devletin ortak bir bileşkede bir araya gelmesine aracılık etti. Alınan mesafe, Anadolu insanı için önemli bir imkân, fırsat ve kazanıma dönüştü.   

Bu anlamda verilen mücadele kazanılmıştır. Ancak yürünmesi gereken daha önemli bir süreç bizi beklemektedir: Yeni bir muhasebe ve inşa süreci… Erdoğan dönemi nasıl ki darbelerden, çetelerden ve vesayetçi yapılardan kurtulmanın ve egemenliğin tekrar millete tevdi edilmesinin dönemi olduysa Davutoğlu dönemi de yeni bir muhasebe ve inşa dönemi olmalıdır.

Bu dönem ekollerin, okulların, mekteplerin ve paradigmaların konuşulduğu tartışıldığı bir dönem olmalıdır. Bu anlamda çocuklarımıza, gençlerimize, halkımıza ve bütün İslam dünyasına karşı büyük sorumlulukla karşı karşıyayız. Bu ertelenecek ya da ihmal edilecek bir sorumluluk değildir. Bunu ihmal etmeye kalkanlar tarih, toplum ve Allah (CC) nezdinde sorumlu olacaktır.

Bu dönemde adalet, özgürlük, ahlak, onur, liyakat, ehliyet, meşveret, şeffaflık, iyi yönetim, insan hakları, katılımcılık ve çoğulculuk en çok üzerinde durmamız gereken olgular olmalıdır. Bunların olmadığı yerde uzun vadede ne üretim, ne icat, ne keşif, ne inovasyon, ne entelektüel bir açılım ne de ekonomik bir büyümenin mümkün olmayacağı görülmelidir. Özellikle adalet ve özgürlüğün, gelişip serpilmenin en temel dinamikleri olduğu göz ardı edilmemelidir.  

Bu süreçte, varsa geçmişte yapılan yanlışlar telafi edilmeli, kim olursa olsun milletin güvenini istismar edenler hukukun önüne çıkarılmalı ve bu hususta “kol kırılır yen içinde kalır” değil “kızım Fatıma bile olsa…” yaklaşımı esas alınmalıdır.

Nasıl ki, ekonominin, eğitimin hatta savaşın bir ahlakı varsa siyasetin de bir ahlakı vardır. Bu anlamda siyaset “Nasıl yönetmeli?”, ahlak ise “Nasıl yaşamalı / davranmalı?” sorularına cevap arar. Ahlak, en temelde ilkeli olmak demektir. Ahlak’tan kopmuş bir siyaset yıkıcı ve yozlaştırıcı, siyasetten kopmuş bir ahlak ise işlevsizdir. Bununla birlikte ahlak, her şartta siyasete öncelenmeli, ahlak siyasete feda edilmemeli, illa biri feda edilecekse siyaset ahlaka feda edilmelidir.

            Bizim idealize edeceğimiz siyaset; adalet, ehliyet ve meşveret ilkelerine dayanmalıdır. Bu ilkelerin esas alınmadığı siyaset bizi biz olmaktan çıkaracak ve yozlaşmayı dayatacaktır. Daha kötüsü ise bizi, rahmetli Aliya’nın “Dinler de, devrimler de acı ve ızdıraplar içinde doğar. Lakin her ikisi de rahat ve konfor içinde yok olup giderler” tespitinin sonuçlarıyla yüz yüze getirecektir. İlkeleri hiçe sayanların, ilkesizliğin sonuçlarıyla yüzleşmeleri kaçınılmaz olacaktır. Gerek ülke olarak gerekse İslam dünyası olarak bugün üzerinde konuşacak çok şeyimiz var.

Daha düne kadar 1000 yıl süreyle dünyada insan adına, eşya adına, bilim, kültür ve sanat adına ne üretilmişse tarafımızdan üretilmişken; bugün bunu yapmaktan çok uzaksak; bugün bütün İslam dünyası bir Almanya kadar ekonomi, bir Japonya kadar bilim, bir İsviçre kadar inovasyon üretemiyorsa;

Dün, yetmiş iki milleti bütün farklılıklarıyla tek tük sorunlar dışında yüzlerce yıl kardeşçe bir arada yaşatmayı başarabilmişken, bugün hemen her gün bombalama olaylarına ve katliam haberlerine uyanıyorsak, bütün dünyada oluk oluk Müslüman kanı akıyor ve bu şiddetin büyük çoğunluğu Müslüman’ın Müslüman’a uyguladığı şiddetten kaynaklanıyorsa;

Dün “Komşusu açken tok yatmama ve ihtiyacından fazlasını infak etme üzerine dayalı bir zenginlik anlayışı üretebilmişken” bugün İslam Coğrafyasında en zengin ülke ile en fakir ülke arasındaki milli gelir farkı 500 kata çıkmışsa;

Daha düne kadar iyi ve güzel insan yetiştiren ocaklar, mektepler ve medreseler olan cemaatlerimizden bazıları bugün küresel baronlarla iş tutmaya, insanların mahremine girmeye, emri bil maruf ilkesini herkesi kendine benzetme olarak anlamaya, meşru iktidarlara ve kendi gibi düşünmeyen toplumsal kesimlere kumpas kurmaya ve emperyalist ülkeleri kendi ülkelerinden daha yaşanılır bulmaya başlamışsa;

Bugün coğrafyamızda, İslam adına ortalığı kasıp kavuran; insanları yurtlarından eden; kadınları köleleştiren; kendisi gibi olmayan Müslümanları bile gözünü kırpmadan katleden; kadın, çocuk, yaşlı ayrımı gözetmeden katliamlara imza atan örgütler türemişse;

Ziya Paşanın “Gezdim diyarı küfrü beldeler kâşaneler gördüm; Dolaştım mülkü İslam’ı hep viraneler gördüm” sözleri daha bir yakıcı hale gelmeye başlamışsa; … ve diyarı İslam epey zamandır vakitsiz ölümlerin, ağıtın, acının, yasın ve tesellinin diyarı haline gelmişse;

İşte bu coğrafyada ve bu şartlarda bir şeyleri konuşmanın ve bir şeyler yapmanın vakti gelmiş demektir.   

Artık, zaman; adeta herkesin sustuğu, nefeslerin tükendiği, anlam arayışının duruşa geçtiği bir çağda yeniden konuşmaya, yazmaya, düşünmeye ve tartışmaya başlama zamanıdır. Zaman; zor, zer ve tezvire boyun eğmeden; kasa, nisa ve masa parantezine girmeden; servet, şöhret ve şehvet tuzağına düşmeden yol alma zamanıdır.

Artık zaman; ülkemizdeki Türk, Kürt ve Alevi mutabakatı üzerine, İslam dünyasındaki şiddet sarmalı üzerine, kadın sorunu üzerine, özgürlük açığı üzerine yeniden kafa yorma zamanıdır. Zaman; sadece müntesiplerini kucaklayan ve herkesi kendine benzetmeye çalışan cemaat yapılanmalarından, maruf üzere olan herkesi kucaklayan ve farklılıklarımızı zenginlik olarak gören cemiyetlere geçme zamanıdır.  

Artık, zaman, adalet, özgürlük, ahlak ve onur arayışında yeni bir dalga başlatma ve milletimizin tarihsel yürüyüşüne daha onlarca yüzlerce yıl öncülük edebilecek bir momentum oluşturma zamanıdır. Zaman, Aliya’nın dediği gibi “Güneşin altındaki yerimizi alma zamanıdır”. Zaman; yeni bir siyaset, yeni bir Türkiye, yeni bir dünya ve yeni bir medeniyet inşa etme zamanıdır.    

Artık, zaman yeni bir muhasebe ve yeni bir inşa zamanıdır. Tam da şairin dediği gibi;

Dirilmek yeniden;

Yerin uyanması gibi, kımıldaması gibi toprağın;

Bulutları yarması gibi gün ışığının;

Yağmurun ansızın boşanması;

Binlerce kuşun bir anda parlaması havalanması;

Erimesi gibi karların ve buzulların;

Patlaması gibi dal uçlarında tomurcukların; (Erdem Beyazıt)

…ve biliyoruz ki “iman” varsa “imkân” da vardır. Ve inanıyoruz ki… Allah adildir. O, bizlere bir sorunu görebilme yeteneği vermişse onu çözebilme yeteneği de vermiştir (A. Davutoğlu).  

İbrahim GEZER, igezer@hotmail.com

Bu İçeriği Paylaş:

Kitap Tanıtım

Detay Kapat