Eğitimin Küresel Hedefleri
Günümüzün tüm eğitim sistem ve yaklaşımları, hedef aldıkları insanlara bir fert ve toplum üyesi olma bilincini vermenin yanı sıra, aynı zamanda insan türünün bir üyesi olduğu bilincini de vermelidir. Dünyayı ve insanlığı bekleyen tehlikeler dikkate alındığında bu artık ertelenemeyecek bir görev haline gelmiştir.
Yetiştireceğimiz nesiller, artık küresel boyut kazanmış olan, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, gittikçe yaygınlaşan yoksulluk ve açlık, erozyon, ekolojik dengenin bozulması, daha kötüsü bütün insanlığın nükleer silahlarla yok olma riski gibi tehlikelerin farkında ve bilincinde olarak yetiştirilmelidir.
Dünyanın birçok yerinde yaşanılan, yabancı düşmanlığı, ırkçılık vb sorunların insanların birbirlerini anlamamaktan kaynaklandığı dikkate alınarak, yetişen nesillere, anlatmaktan çok anlamayı, öğretmekten çok öğrenmeyi, tanımlamaktan çok tanımayı, kanaat sahibi olmaktan çok bilgi sahibi olmayı, başkalarını eleştirmekten çok kendini eleştirmeyi öğretmeliyiz.
Çocuklarımıza farklı renklerin tabiata zenginlik katması misali, çevremizde ve dünyada yaşayan insanlar arasındaki farklılıkların da çevremize ve dünyaya zenginlik kattığı bilincini vermeliyiz. Farklılıkları anlamak, tanımak ve zenginlik olarak görmek, tarih boyunca yüzlerce din, dil, kültür ve medeniyete yataklık yapmış ve bunlardan renkler taşıyan Türkiye gibi bir ülke için daha bir öneme sahiptir.
Son zamanlarda gerçekleştirilen genetik şifre çözüm çalışmaları genlerimizin birbirinden farksızlığını ortaya koydu. İnsanlar yaratıcılık ve üretkenlik yetenekleri bakımından bu kadar çeşitliliğe sahip olmalarına rağmen insanlık olarak tam bir türsel birliğe sahiptirler. Hepimiz aynı türe ve benzer özelliklere sahibiz. Bu anlamda peygamber sözünde belirtildiği gibi hepimiz bir tarağın dişleri gibiyiz.
Hepimiz Hz.Adem’in çocukları olmaktan kaynaklanan bir akrabalığa ve insan olmaktan kaynaklanan ortak bir genetik, beyinsel ve duygusal bir kimliğe sahibiz. Belki de bu yüzden olsa gerek, E. From “Bir insanı tanımak, bütün insanları tanımak gibidir” derken, Napolyon ise, “Bir kadını tanımak, bütün kadınları tanımak gibidir” demektedir. Birkaç yıldır çocuklarla ilgili birçok programa katılmış biri olarak, bu sözlere “Bir çocuğu tanımak, bütün çocukları tanımak gibidir” sözünü de eklemek istiyorum.
Bu anlamda insanların birbirini anlayabilmelerinin önündeki en önemli engel olan, benmerkezcilik ve etnik merkezcilik gibi yaklaşımlardan vazgeçilmelidir. Daha sonra ise, birbirini anlamanın ve tanımanın hızlanması için toplumlar ve uluslararası iletişim imkânları arttırılmalıdır. Diğer taraftan eğitim müfredatları, zihinlerde anlamayı ve anlayışı gerçekleştirecek programlar içermelidir.
UNESCO’nun daveti üzerine dünyadaki çok sayıda eğitimciyle işbirliği yaparak geleceğin eğitiminin nasıl olması gerektiği üzerine bir çalışma yapan Fransız düşünür E. Morin, küresel duyarlılığın eğitime yansıtılması konusunu anlatırken aşağıdaki yaklaşımları ileri sürer.
“Geçtiğimiz yüzyıl bilim ve teknik alanlarında devasa ilerlemeler gerçekleştirdi. Fakat aynı zamanda küresel ve temel sorunlarla mücadelede yeni bir körlük üretti ve bu körlük başta bilim adamları ve uzmanlarda olmak üzere sayısız hata ve yanılsamalara kaynaklık etti.
Her yerde ve onlarca yıl boyunca, akıl ve ilerleme adına iş yaptıklarını ve toplulukların alışkanlık ve kaygılarını boş inanç olarak görmeye kendini inandırmış uzmanların getirdikleri ve akılcı olduğu iddia edilen çözümler, zenginleştirirken yoksullaştırdı, yaratırken yok etti. Dünyanın her yerinde binlerce hektar arazi üstünde tarla açma ve ormansızlaştırma çalışmaları su dengesinin bozulmasına ve toprakların çölleşmesine sebep oldu. Tek cins ürüne dayalı büyük çaplı tarım, kendine yeterli küçük çaplı çok türlü tarımı ortadan kaldırarak kıtlıkları daha da ağırlaştırarak kırsal göçü ve kentsel gecekondulaşmayı hızlandırdı. Ortaya konan çabalar ise, bir ekonomistin tanımlamasıyla “plansızlaştırmanın planlanması, programsızlaştırmanın programlanması”ndan ibaret kaldı.
Böylece, 20. yüzyıl, kendinin tek akılsallık olduğunu öne süren, ama aslında uzun vadede algılama, düşünme ve vizyonu felç eden bir akılsallaştırmanın egemenliği altında yaşadı. Bu yüzyılın en ciddi sorunlarını inceleme ve tedbir alma konusundaki yetersizliği, insanlık için en ciddi sorunlardan birini oluşturdu.
Bugün tüm insanlığın, bizi Yeryüzüne bağlayan karşılıklı bir aidiyet bilinci ve duygusuna ihtiyacı vardır. Bu yaklaşım aşağıdakileri içermelidir.
- Birliğimizi çeşitlilik içinde tanıyan antropolojik bilinç,
- Ortak bir ekolojik bilinç,
- Yeryüzü yurttaşlığı bilinci,
- Diyalojik (diyalog kurma) bilinç.
Mağrur Batı kültürü de dâhil her kültür birbirinden öğrenmeli ve öğrenen kültür olmalıdır. Anlama, insan iletişiminin hem aracı hem amacıdır. Karşılıklı anlama olmadan bireyler, uluslar, kültürler arası ilişkilerde ilerleme olması mümkün değildir. Anlama ve anlayış zihinlerde gerçekleştirilecek bir reFormla, bu ise karşılıklı bir eğitim reFormuyla mümkün olacaktır.
Konfedere bir dünya olmalı ve bu dünya sadece siyasal değil, kültürel olarak da çok merkezli ve merkezsiz olmalıdır. Batı taşralaşarak kendi içinde bir doğu gereksinimi duyumsarken, Doğu batılaşırken benliğini korumaya önem veriyor. Kuzey hesap tekniğini geliştirdi ama bu arada yaşam kalitesini yitirdi. Oysa teknik bakımdan geri kalan güney hala yaşam kalitesini geliştiriyor. Artık bunların hepsi diyalojik bir sistemle birbirini tamamlamalıdır. Türdeşleştirme ve kapalılığa karşı birlik, melezlik ve çeşitlilik gelişmelidir.
Bu yaklaşım bize insanlık olarak yaşamın özü olan ölüme karşı direnmeyi sürdürmemize, insan türünün gerçek insanlığa dönüşmesini sağlamamıza ve insanlığın hayatta kalmasına yardım edecektir. Herkesin herkesle karşılıklı dayanışma ve merhamet duyguları içinde hareket etmesini sağlama eğitimin temel hedeflerinden biri olmalıdır.
Gezegenleşme (küreselleşme) 20. yüzyılda iki dünya savaşı, iki ekonomik bunalım ve 1989’dan sonra da, adına küreselleşme denen liberal ekonominin yaygınlaşmasını doğurdu. Dünya ekonomisi gitgide daha çok birbirine bağımlı hale geldi. Gezegen daraldı. Macellan’ın deniz yoluyla dünyayı dolaşması üç yıl sürdü (1519-1522). 19. yüzyılda yürekli bir seyyahın, karayolu, demiryolu ve buharlı bir gemiyle Dünyanın etrafını dolaşması için 80 gün yeterli oldu. 20. yüzyıl sonunda, bir pilot jet uçağıyla bu turu 24 saatte tamamladı. Dünya giderek daha bir bütün hale geliyor ve küreselleşiyor.
Bu arada iki önemli tehditle karşı karşıyayız. Birincisi, tüm insanlığın nükleer silahlarla topyekûn yok olma olasılığıdır. Bu tehdit üçüncü bin yılın başında dağılmadı, tam tersine nükleer bombaların yayılması ve boyutlarının küçülmesiyle daha da arttı. Kendi kendini yok etme potansiyeli artık insanlığın yürüyüşüne ortaklık ediyor. İkincisi ise daha yeni bir tehdit olan ekolojik ölüm olasılığının artmasıdır. Tekniğin doğa üzerindeki hoyrat, kaba ve başıboş egemenliği, insanlığı intihara sürüklüyor. Eğitim, insanları bu tehlikeleri kavrayacak ve ortadan kaldırılması için çaba göstermeye sevk edecek bir bilinçle donatmalıdır”
Sonuç olarak, bir eğitim projesinin amacı, belirli kalıplar içerisine sıkıştırılmış vatandaşlar yetiştirmek değil, potansiyellerini optimum düzeyde geliştirmiş bilgili, üretken, ülkesini seven, toplumuyla ve toplumsal değerleriyle barışık, bireysel, toplumsal ve küresel sorumluluklarının bilincinde, tam gelişmiş iyi insanlar yetiştirmek olmalıdır.